Avrupa Birliği'nden ‘iklim değil kâr’ kararı
Avrupa’nın Gündemi’nde bu hafta AB’nin otomotiv tekellerinin için iklim taahhüdünden vazgeçmesi, Fransa’da Le Pen’e verilen hapis cezası ve İngiltere’de hükümet karşıtı harekete dair tartışmalar var.

Fotoğraf: Pixabay
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2035 yılına kadar benzinli ve dizel araçların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılması taahhüdünü iptal etti. Karar, AB’nin politikalarının kimin çıkarına olduğunu bir kez daha göstermesi bakımından önemli. AB içinde otomotiv sektörünün lideri olan Almanya ve Fransa’nın dayatmasıyla iklimin, evrenin ve insanlığın geleceğini korumak değil tekellerin maksimum kâr hırsı tatmin ediliyor. İklim aktivistleri gidilen yolun yanlış olduğu uyarısında bulunuyor.
Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) Lideri Marine Le Pen, hakkındaki mahkumiyet kararına karşı bugün miting çağrısı yaptı. Fransa İşçileri Komünist Partisi (PCOF) konuyla ilgili açıklamasında “Karar, sağcı burjuva siyasetin yozlaşmış ve halk düşmanı karakterini bir kez daha gözler önüne seriyor” denirken, “Le Pen’in veya herhangi bir sağcı figürün yargılanıp yargılanmaması, faşizme ve sermaye düzenine karşı mücadelede belirleyici değildir. Gerçek çözüm, emekçilerin örgütlü gücünü büyüterek bu sömürü düzenini yıkmaktan geçmektedir” vurgusu yapıldı.
İngiltere’de İşçi Partisi son dönemki sosyal harcama kesintileri nedeniyle tartışmaların odağında. The Counterfire’den Chris Nineham bu politikalara karşı hareket için nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği konusunda yazdı.
İçten yanmalı motorların sonu
Ralf Würzbacher
Junge Welt
Alman otomotiv endüstrisi rahat bir nefes alırken, çevre ve iklim korumacıları nefessiz kaldı: Avrupa Birliği, içten yanmalı motorları yasaklama hedefinden vazgeçmenin eşiğinde. Handelsblatt’ın salı günü alıntıladığı bir iç belgenin içeriği, konuyla ilgili önemli bir tutum değişikliğine dair korkuları artırıyor. 2035 yılına kadar benzinli ve dizel motorlu araçların kullanımdan kaldırılacağı yönündeki eski taahhüt artık yok. Daha önceki versiyonda, bu hâlâ odak noktasıydı.
İptal bir kez daha kanıtlıyor: Brüksel’de ve Strazburg’da lobilerin sözü geçiyor. Avrupalı ve özellikle Alman otomobil üreticilerinin mobilite geçişini kaçırması nedeniyle AB’nin iklim geçişi şimdi erteleniyor...
Greenpeace Uzmanı Lena Donat, “Uzun süredir kararlaştırılan içten yanmalı motor yasağının geri alınması, endüstri ve iklim politikaları açısından ölümcül olur” diyor. Örgütten bir yetkili, “Bu hamle, sektörün rekabet dezavantajını daha da artıracak, ulaştırma sektörünün karbondioksit salınımı sorununu daha da kötüleştirecek ve genel olarak AB iklim hedeflerini tehlikeye atacak” dedi. Alman Çevre ve Doğa Koruma Federasyonu (BUND) Ulaşım Uzmanı Gabriel Kapfinger de, “Kaldırma için bir hedef yıl belirlenmezse, iklim koruma açığı daha da büyüyecek” diye belirtti...
Kısa vadede Brüksel’deki süreç bir şeyi değiştirmeyecek çünkü öncelikle AB Parlamentosu ve AB Konseyinin anlaşması gerekiyor. Ancak Handelsblatt’a göre, sulandırılmış düzenlemeye dayanarak, e-mobiliteye geçişi düzenleyen genel yasanın da muhtemelen 2025 yılı sonu gibi erken bir tarihte iptal edilmesi muhtemel. Bu sayede, çok az sayıda elektrikli araç satılması durumunda otomobil üreticilerinin karşılaşacağı cezalar ortadan kalkacak ve muafiyet süresi üç yıl uzatılacak. Sadece Volkswagen 2025 hedeflerine ulaşamaması durumunda 1.5 milyar avro ödemek zorunda kalacaktı.
Dönüm noktası, petrol lobisinin geniş çaplı bir kampanyasıyla gerçekleşti. Almanya’daki koalisyon hükümetinin koalisyon anlaşmasına daha 2021 yılında, sentetik yakıtlarla çalışan araçların, yani e-yakıtların 2035’ten sonra da tescil edilebileceğine dair bir madde eklenmişti. Porsche patronu Oliver Blume’un, o dönemki Hür Demokrat Partili Federal Maliye Bakanı Christian Lindner ile olan iyi ilişkilerinin bu kararda rol oynadığını övünerek söylediği kaydediliyor. Almanya’nın teşvikiyle, e-yakıt serbestisi de AB yasası haline geldi; oysa bu teknoloji verimsiz, pahalı ve iklim politikası saçmalığı olarak görülüyor. Der Spiegel dergisinin şubat ayında vurguladığı gibi, e-yakıtlar sektörün planlama çalışmalarına neredeyse hiç dahil edilmiyor, aksine geleneksel içten yanmalı motorların daha uzun ömürlü olmasını sağlamak için kullanılan bir Truva Atı işlevi görüyor. Ne diyelim: Ameliyat başarılı, hasta hayatını kaybetti…
Çeviren: Semra Çelik
Marine Le Pen hakkındaki mahkeme kararı üzerine
Fransa İşçileri Komünist Partisi
Fransa’da ırkçı Ulusal Birlik (RN) Partisi Lideri Marine Le Pen, Avrupa Parlamentosundaki RN milletvekilleri ve parlamento asistanlarıyla birlikte AB tarafından verilen kamu fonlarını zimmetine geçirmekten mahkum oldu. Yıllardır süren dava, hukuki süreçlerin ardından nihayet sonuçlandı. Bu karar, sağcı burjuva siyasetin yozlaşmış ve halk düşmanı karakterini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak Le Pen utanmazca kendisini “antidemokratik sisteme karşı bir kurban” gibi göstermeye çalışarak bu mahkumiyeti siyasi rant malzemesine dönüştürüyor.
Fotoğraf: ANKA
Le Pen’in derhal siyaset yasağı alması, onun Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasını engelleyebilir. Elbette bundan üzüntü duymuyoruz. Ancak aşırı sağa, gericiliğe ve sermaye düzeninin sağcı fraksiyonları arasındaki kirli iş birliğine karşı mücadele, esas olarak siyasi ve toplumsal alanda verilmelidir. Le Pen’in veya herhangi bir sağcı figürün yargılanıp yargılanmaması, faşizme ve sermaye düzenine karşı mücadelede belirleyici değildir. Gerçek çözüm, emekçilerin örgütlü gücünü büyüterek bu sömürü düzenini yıkmaktan geçmektedir.
Çeviren: Ali Rıza Yıldırım
Strateji üzerine: Starmer’i nasıl durduracağız?
Chris Nineham
The Counterfire
İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Maliye Bakanı Rachel Reeves’in militarize kemer sıkma politikalarına doğru sert dönüşü milyonları şoke etti. Yoksullara ve engellilere karşı duyarsızlıkları mide bulandırıcıydı. Bunu bir onur nişanı olarak takınma biçimleri, toplum genelinde ana akım medyanın manşetlerine bile yansıyan bir tepki yarattı.
Geçtiğimiz çarşamba günü gündüz yapılan bütçe protestosunun boyutundan ve havasından da anlaşılacağı üzere insanlar öfkeli ve protestoya hazır. Haklı olarak bu durum solda hükümete karşı direnişin nasıl artırılacağına dair mevcut tartışmaları yoğunlaştırdı.
Bu tartışmalar aktivistler arasında ülkenin dört bir yanında çok çeşitli toplantılarda gerçekleşiyor. Geçtiğimiz hafta sonu Londra’da düzenlenen We Demand Change konferansına bu stratejik soruları ele almak üzere 2 bin kişi katıldı.
İki temel sorunla karşı karşıyayız. Birincisi, İşçi Partisinin yeni dönüşüne karşı mümkün olan en güçlü kitlesel direnişi nasıl inşa edebiliriz? Bu bir hareket inşası; mümkün olan en geniş güçleri içeren birleşik cephe eylemi meselesidir.
İkincisi ise İşçi Partisine karşı seçim alternatifi sorunudur; bu da çok önemlidir ancak stratejik olarak çok farklı. Yürütülen bazı tartışmalarda bu iki örgütlenme türü arasındaki farkın gözden kaçırılması ve bunun sonucunda aralarındaki ilişkinin karıştırılması tehlikesi bulunuyor.
Kitle hareketi
Eylemde mümkün olan en geniş direnişin nasıl inşa edileceğini ele almak için, yirminci yüzyılın başında Rus Marksist Georgi Plehanov tarafından net bir şekilde yakalanan ajitasyon ve propaganda arasındaki temel sosyalist ayrıma geri dönmeye değer. “Bir propagandacı” diye yazmıştı, “Bir ya da birkaç kişiye birçok fikir sunar; bir ajitatör yalnızca bir ya da birkaç fikir sunar, ancak bunları bir kitleye sunar.”
Mümkün olan en büyük ve dolayısıyla en etkili hareketi yaratmak için, nispeten dar ve milyonların acil kaygılarıyla bağlantılı olan basit ajitasyonel sloganlara ve taleplere ihtiyacımız var. Mevcut durumda; “kesintilere hayır”, “kemer sıkmaya hayır”; yıllarca süren kemer sıkma politikalarının ardından hayat pahalılığının devam ettiği bir dönemde ve bir İşçi Partisi hükümeti altında, bu gibi basit sloganlar çok sayıda insanda yankı bulacaktır.
Starmer’ın silahlanma harcamalarını arttırmak için acele etmesi ve buna paralel olarak sosyal harcamalarda ciddi kesintilere gitmesi, içeride kemer sıkma politikaları ile dışarıda savaş arasındaki bağlantıyı milyonlar için açık hale getirdi. Stop the War’ın ‘Savaş değil refah’ sloganının yarı spontane bir şekilde bütçe günü protestolarının ana talebi haline gelmesi dikkat çekiciydi.
Fotoğraf: Arif Bektaş/Evrensel
Diğer konulardaki birleşik cepheler hayati önem taşımaya devam ediyor. Şu anda en büyük harekete geçirici olan Filistin hareketini genişletmeye ve derinleştirmeye devam etmeli ve protesto hakkımıza yönelik saldırılara meydan okumalıyız. Savaş karşıtı hareket, ‘Savaş değil refah’ kampanyasını desteklemenin yanı sıra, Ukrayna’ya daha fazla silah gönderilmesine ve Rusya ile Çin’e karşı savaş çığırtkanlığı yapılmasına karşı argümanlar geliştirmeye devam etmelidir. Sağın yükselişi göz önüne alındığında, ırkçılık ve faşizme karşı kampanya yürütmek hayati önem taşımaktadır.
Sosyalistler ve diğer pek çok kişi elbette bu farklı konuların birbiriyle ilişkili olduğunun farkındadır. Ancak kampanyaların mümkün olan en geniş kitleyi harekete geçirme kabiliyetlerini koruyabilmeleri için farklı ve birleşik cepheler olarak kalmaları gerekiyor. Çoğu insan ilk olarak belirli bir soruna ya da geçim kaynaklarına yönelik belirli bir saldırıya tepki olarak aktif hale gelir. Siyasi genelleme normalde esas olarak mücadeleye dahil olmanın bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Solun bu ülkedeki milyonlarca çalışan insanla bağlantı kurmasının ve kitlesel hoşnutsuzluğun ana odağı haline gelmesinin mümkün olması gereken bir andayız. Mevcut aktivist tabanının çok ötesine geçmek için mümkün olan her şeyi yapmalıyız.
Siyasi örgütlenme
İkinci konu ise önemli bir siyasi örgütlenme sorunu. Seçim partileri, kampanya yürüten birleşik cephelerden temelde farklı. Günün kilit konularını ele alan eksiksiz bir siyasi programa sahip olmalıdırlar. Aksi takdirde seçmenler tarafından ciddiye alınmazlar.
İşçi Partisinin artık emekçilerin çıkarlarını temsil etmediği ve solun yeni bir seçim örgütlenmesinin aciliyet taşıdığı yıllardır pek çok kişi için açıktı. Starmer’ın son birkaç haftadır uyguladığı şok taktikleri, bu gerçeği çok daha fazla kişinin gözleri önüne serdi.
Ancak seçim siyaseti sol için en bölücü ve zor alan. Bir alternatif geliştirme süreci zaman alır. Başarılı kitle hareketleri bu süreci hızlandırabilir ve hızlandıracaktır, dinamik Filistin hareketi geçen yılki genel seçimlerde ülke çapında İşçi Partisine karşı bağımsız meydan okumaların arkasındaki ana itici güçtü.
Ancak örgütsel olarak bu iki süreç birbirinden ayrı olmalıdır. Bir seçim alternatifi inşa etme işi, oldukça kapsamlı bir program üzerinde uzlaşma sağlamaya yönelik zahmetli bir süreç olacaktır. Yeni bir seçim aracı oluşturulduktan sonra bile pek çok iyi insan İşçi Partisine bakacak ve onlara oy verecektir. Ve bir seçim alternatifi kurulduğunda ya da kurulursa bunun her derde deva olacağını düşünmemeliyiz. Şu anda parlamentoda bir dizi bağımsız, Filistin yanlısı milletvekili var, bu memnuniyet verici bir gelişme, ancak gerçek şu ki, elbette çok düşmanca bir ortamda büyük bir etki yaratamadılar. Ayrıca herhangi bir yeni parlamento oluşumunun ilk önceliği parlamento siyaseti olacak ve kitlesel mücadeleyi inşa etmeyi ön plana çıkarmayacaktır.
Öte yandan birleşik cepheler, başka konularda anlaşmazlık içinde olsalar ya da farklı siyasi örgütlenmelerde yer alsalar bile, tam da eylem halindeki örgütleri ve güçleri bir araya getirmeyi amaçlar. Bu nedenle birleşik cephelerin belirli siyasi partileri desteklemesi kötü bir hata olacaktır. Sadece işçi sınıfı hareketi genelinde harekete geçme kabiliyetlerini kaybetmekle kalmayacaklar, nihayetinde çözüleceklerdir.
Devrimci örgütlenme
Tartışmanın odaklandığı iki alan bunlarsa, ele alınması gereken bir başka önemli konu daha vardır ki o da hareketin bir parçası olarak daha güçlü devrimci sosyalist örgütlenmenin geliştirilmesi. Bu, öncelikle parlamento dışı kitlesel hareketleri başlatmak ve onlara bir yön vermeye çalışmak için gerekli. Hükümete gerçekten meydan okumak için gereken kitlesel birleşik eylem kendiliğinden oluşmaz ve örneğin Filistin hareketinin son derece parçalı hale geldiği ve bunun sonucunda azaldığı ülkenin bazı bölgelerinde görülebileceği gibi, bunun için kampanya yürütülmesi gerekir.
Sosyalistler her zaman kitle hareketlerinin inşasında merkezi bir rol oynamışlardır, ancak mücadeleye katılan insanların daha karmaşık sosyalist argümanlar geliştirerek genelleme yapmalarına yardımcı olmak için de sosyalist örgütlenmeye ihtiyaç var. Plehanov’un ‘propagandası’ ‘ajitasyondan’ çok farklıdır ama nihayetinde aynı derecede önemlidir.
Bu noktaları birleştirme görevi harekete dayatılamaz, ancak çok önemlidir. Marx’ın dediği gibi, ‘Dünyayı değiştirme sürecinde insanlar kendilerini değiştirirler’. Ancak bu süreç, hareket içinde bilinçli olarak devrimci olan örgütlü unsurun güçlendirilmesiyle son bulmalıdır.
Çeviren: Sarya Tunç
Evrensel'i Takip Et